LinkedIn FriendFeed Twitter

OBSESIF KOMPULSIF KISILIK BOZUKLUGU

by Ordinaryus 30. May 2009 02:26

 

Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu kısa adıyla OKKB olarak anılmaktadır. Özellikle son yıllarda çoğunluğu erkeklerde olmak üzere görülen bir rahatsızlıktır.

Rahatsızlık terimini kullanmak aslında ne kadar doğru bilmiyorum bu tür kişiler çevrelerinin özendiği, işlerini güzel yapan, çevresi tarafından başarmış olduklarıyla sürekli övgü toplayan insanlardır. Ama bu kişiler için bu övgü ve başarıların çoğu zaman değeri olmamakta ve en ufak bir başarısızlıkla karşılaştıklarında kendilerini sıfırlanmış hissetmektedirler.

DMS sınıflandırması olarak adlandırılan psikolojik vakaları ayırt etmekte kullanılan sistemde hem nevroz hem de kişilik bozukluğu olarak katagorize edilmektedir. Obsesif-kompulsif bozuklukta obsesyon takıntılı olunan düşünceleri, kompulsiyon ise zorunlu davranışları tanımlamaktadır.

Modern psikanalitik kurama göre bu bozukluğun insanı oluşturan 8 dönem içerisinden anal dönemde almış oldukları sert tuvalet eğitiminden kaynaklandığı söylenmektedir. Bu kişilerde ailenin aşırı kontrolcülüğü daha sonraki yaşamda kişinin kontrolcü ve mükemmeliyetçi olmasına neden olan bir süperego geliştirmesine neden olmaktadır. Bu kişilerin ilerleyen yaşantılarında sahip oldukları bu düzen ve mükemmeliyetçilik çabaları büyüyerek daha fazla problem teşkil edebilmektedir.

OKKB ile alakalı olarak 3 temel düşünce biçimi öne sürülmüştür ve bu kişilerin düşünce şekillerinde bunlar sürekli yer almaktadır. Bunlardan ilki düşüncelerinin kesin ve katı bir şekilde odaklanmış olmasıdır. Bu nedenle bu kişiler bir işe kararlı bir şekilde başladıklarında bu işte başarılı olmaktadırlar ve herhangi bir şekilde kesintiye uğramak istememektedirler. İkinci düşünce şekli ise kişinin sistemli olma ve kendini kontrol etme özgür düşünce kavramlarının sapmaya uğramasıdır. Bu kişiler hedefe fazlasıyla odaklandıklarından sürekli olarak bir adım sonrası için hazır ve çalışmaya başlar durumda bulunmaktadırlar. Yapmalıyım, çalışmalıyım gibi –meli, -malı kipinde cümleler kurmaktadırlar. Son olarak ise bu kişilerin dünya hakkında gerçeklik duyguları yitirmiş olmaları ve sürekli suçlayıcı bir şekilde olmalarıdır. Bu kişiler mükemmeliyet duygusunu zarara uğratacak durumlara karşı geliştirdikleri ego çoğu zaman bastırılamamakta ve kişide yadsıma, yansıtma gibi cevap mekanizmaları oluşmakta suçu kendi dışından bir kaynağa aktarmaya çalışmaktadırlar.

Obsesif kişilerde görülmekte olan bir diğer durum ise bir işe başlamadan önce sonunu tam olarak kestirebilme bilinmeze doğru yol alamama durumudur. Bir projenin yapılacak adımından sonraki adımda çıkabilecek bir pürüz bu kişinin aklına geldiği anda projenin o adımdan sonraya ilerlemesi oldukça güç olmakta çünkü bu kişilerin devam etme isteği ortadan ilerisi için planlar alternatif yollar düşünmeye başlamaktadırlar. Bir öğrencinin sınavda bir soruyu çözmeden önce çözüm yolunu düşünmesi ve sonuca ulaşabileceğinden tam olarak emin olamadığından soruyu geldiği noktaya kadar çözmek yerine sınavın son anlarına kadar alternatif çözümler vermesi gibi kendimden bir örnek verebilirim.

Obsesif-kompulsif kişilerin düşünceleri genellikle akılcı olmamakla birlikte mantıksız olduğu durumlarda olmaktadır. Bu kişileri bazı düşünce şekilleri aşağıdaki şekilde olabilir.

·         Bu işi mükemmel olarak yapmalıyım

·         Bu işi kendim yapmadığım takdirde eksik veya yanlış olacaktır.

·         Boş zamanlarımda TV izlemek yerine kendimi geliştirmeye yönelik işler yapmalıyım

·         Ne yapacağımı iyi düşünmeliyim yoksa daha sonrasında hata yapabilirim

·         Bir kişinin yanlış davranışları cezalandırılmalıdır.

·         Bu eski eşyayı saklamalıyım çünkü ileride ihtiyacım olabilir.

Bu kişiler dünya hakkında düşünceleri ve ilişkileri de bu düşüncelerle alakalı olarak gelişmektedir. Aşağıda Vikipediadan almış olduğum belirtilerle alakalı bir bölüm bulunmaktadır.

DSM IV Tanı Kriterlerine göre aşağıdaki 8 belirtiden en az 4'üne sahip kişiler obsesif kompulsif kişilik bozukluğuna sahiptir.

  1. Yapılan etkinliğin asıl amacını unutturacak derecede ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama, organize etme ya da program yapma ile uğraşır durur.
  2. İşin bitirilmesini zorlaştıran bir mükemmelliyetçilik gösterir (örn. kendisine özgü aşırı katı ölçütler karşılanamadığı için bir tasarıyı tamamlayamaz.)
  3. Boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerinden ve arkadaslıklarından yoksun kalacak derecede kendisini iş ya da üretkenliğe adar (ekonomik gereksinmeleri ile açıklanamaz)
  4. Ahlak, doğruluk ya da değerler gibi konularda vicdanının sesini aşırı dinler ve esneklik göstermez (kültürel ya da dinsel özdeşimi ile açıklanamaz)
  5. Özel bir değeri olmasa bile eskimiş ya da değersiz şeyleri elden çıkartamaz
  6. Başkaları, tam olarak kendisinin yaptığı gibi yapmayı kabul etmedikçe görev dağılımı yapmak ya da başkalarıyla birlikte çalışmak istemez.
  7. Para harcama konusunda hem kendisine, hem de başkalarına karşı cimri davranır; para, gelecekte ortaya çıkabilecek felaketler için biriktirilmesi gereken bir şey olarak görülür.
  8. Katı ve inatçıdır.

Bu tür kişilerde özellikle toplum tarafından hoş karşılanmama sıklıkla görülmektedir. Başarı odaklı olarak yaşadıkların ve başarıyla mutlu olduklarından başarısızlıklarından son derece mutsuz olmaktadırlar. Bir işin yapılması gerekenden farklı olarak yapılması bile bu kişiler için bir başarısızlıktır.

Başarısızlık duygusunun fazla baskın olması olumlu düşüncelerin geçmiş başarıların hatırlanmasını zorlaştırmaktadır. Geçmişte başarılanlar geçmiştir ve başarılan yani tamamlanan hedeflerdir bu nedenle artık önemli değil ve mutluluk verici değildir. Her zaman başarılan bir şeyin ardından gelen ve başarılmamış bir sürü şey bulunmaktadır ve kişinin kendini başardığı bir şeyden sonra mutlu olamadan yeniden yetersiz hissetmesine sebep olmaktadır.

Bu kişilerin çevreleri tarafından beğenilmemesi veya hak ettikleri saygıyı görememeleri de onlar için sorun olmaktadır. Kişini kendini yetersiz görmesi buna karşın çevresi ile kıyasladığında kendini farklı olarak algılaması karşın yeterli değildir. Diğer kişiler sadece ondan kötü durumda olabilirler ancak farklı alanlarda daha başarılıdırlar hatta kişini başarılı olduğu alanlarla ilgilenecek olsalar bu alanda da başarılı olmaları mümkün olacaklardır düşüncesi hakimdir.

Bu rahatsızlığı yaşayan kişilerde dönemsel olarak azalıp artan bir rahatsızlık dönemi görülmektedir. Bunun nedenlerinin daha çok çevresel etkenler olduğu görülmektedir. Kişinin elindeki bir projesi için çalışması ve planlı bir şekilde bu işi yapmak istemesi için 3 günlük bir işe 5 gün değer biçmesi daha sonra bu 5 günün ilk gününü ne yapacağını planlayarak sonraki gününde bu planı anımsayarak ve hatalarını arayarak, sonraki 2 gün bulunan bir muhtemel pürüz karşısında alternatifler düşünülerek ve bulunan yeni alternatiflerin uygulanmaya başlaması yerine sonraki gün bunun nasıl yapılacağının planlanması ve en sonunda son gün geldiğinde ise en uygun yoldan veya alternatif yollardan birinde çözüme ulaşılması şeklindedir. Ancak bu durumda kişi 5 günün sadece 1 gününde verimli çalıştığını düşünerek bile başarmış olduğu işin mutluluğunu gölgeleyebilmektedir. Bu nedenle daha iyi nasıl olurdu yapılanın eksik yanları için insanlar ne düşünür gibi düşüncelerle rahatsızlığın boyutları fazlaca artabilmektedir.

Bu rahatsızlık her ne kadar basit ve çoğu insan tarafından dışarıdan bakıldığında özenilse de bununla yaşayan kişiler için çok fazla sorun yaratmaktadır. Özel hayatta sınırlayıcı olma, insanlara karşı önyargı ve mesafeli yaklaşma, iş hayatındaki çalışmalarda titizlik bazen sorun teşkil edebilmekte. Bu duruma alışıp kendilerini bu şekilde kabul eden ben böyleyim ve mutluyum şeklinde düşünenlerde fazladır. Mükemmeliyetçiliğin hırs ile birleşerek başarıyı getirmesi çoğu zaman güzel bir sonuç olmaktadır.

Bu kişiler rahatsızlıklarında aşırı gerginlik, ülser gibi fizyolojik rahatsızları da bulunmaktadır. Bunun yanında dönemsel olarak depresyon ve hayattan zevk alamamada diğer rahatsızlıklardandır. Bunlardan daha büyük bir tehlike bu kişilerin saplantılarının dışa aktarılması başarısızlık nedenlerinin veya yaşananların bir kişiye aktarılması yani yansıtma olarak kullanılan terim. Bu kişilerde şüphecilik ve nefret duygusuna daha sonrasında ise artan şüphecilik Şizofreni gibi diğer daha ciddi problemlere neden olabilmektedir.

Tedavi amacıyla ilaç tedavisi uygulanarak çözümler üretilmeye çalışılsa da her zaman başarılı sonuçlarda alınamamaktadır. Bu kişiler yetersizlik duygularını ortadan kaldırmaları, geçmişte yaptıklarının önemini vurgulayacak şeyleri anımsamaları, meditasyon ve diğer insanlar üzerinde olumlama yaparak bir düşünce sistemi geliştirmeye çalışmaları daha faydalı olmaktadır. İnkar, yadsıma gibi mekanizmalarda da probleme neden olan kaynaklardan uzaklaşılması önemli sonuçlardandır. Kişinin mutsuz olduğu insanlardan uzaklaşması muhtemelen problemi bir nebze olsun azaltacaktır.

Özellikle kişinin kendiyle barışık olması geçmişte başarılar yaşamış biri için her ne kadar zor olsa da başarısızlığa uğramayı kabullenmesi önemlidir. Bu şekilde OKKB’nin etkilerinin azaltılması mümkün hale gelebilmektedir. Burada yapılan bir işte eksikler olabilmesinin doğal olacağı bunların sonucunda yeni şeylerin hata yaparak öğrenileceği ve kişinin hata yaparak ta kendine fayda sağlayabileceği düşünceleri olumlama açısında güzel örneklerdir.

Son olarak bu kişilerin geleceğe yönelik planlarının başarılı olması olumlu etkiler yapacaktır ancak yadsıma mekanizması devreye girerek de alternatif planlar üretmekte böylece başarısızlık görece olarak ortadan kaldırılarak kişinin iyi hissetmesi sağlanmaktadır.

Bu kişiler her ne kadar mükemmel gözükseler de aslında içsel olarak belli sıkıntıları bulunmakta ancak bunu kabullenebilmek aslında ben neden böyleyim sorusuna verilebilecek ilk cevaplardan biridir. Hırsın ve mükemmeliyetçiliğin iyi bir şekilde yönlendirilmesinin sonuçları çok iyi olabilmektedir.             

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

IP adresi girmekten sıkılanlara

by Ordinaryus 29. May 2009 14:46

 

Uzun süredir yapmak istediğim ve finallerin bitişini fırsat bilim hemen uygulamaya geçirdiğim bir projem vardı. Amaç olarak okul ve yurt arasında her gün Laptopunu taşıyan benim gibi insanlar için sürekli IP adresi girmek ve sonrasında DHCP’den IP alarak önceki IPyi yurda dönünce Static IP olarak değiştirmekten sıkılmış olanlar için hazırladım.

İlk başta IP değişikliklerini Regiterlar yardımıyla yapmaya çalışıp makinamı fazlasıyla hırpaladım ve çoğunda Static IPye geçişte problemler yaşadım. Register işlemleri Ethernet kartlarına ve Ağ adlarına ulaşmak için kullanıldığında oldukça faydalı ancak buradaki DWORD değerleri ile oynamak hiçte iyi olmamakta.

Daha sonrasında Windows sistem üzerinde kullanılan komut satırı işlemleri ile çözüme ulaşılacağını öğrendim. Burada uygulanan komutları internet üzerinden bulmak oldukça kolaydır. Bunların sürekli olarak komut satırına yazılmasındansa batch file olarak adlandırılan dosyalar kullanılmakta. Bende bu dosyaları yazdığım arayüz üzerinde editleyerek ve program üzerinden çalıştırarak uygulamayı gerçekleştirdim.

Bu uygulamanın benzer bir versiyonunu Linux içinde yapmamız mümkün burada Tcpip dosyası okunarak ve yazılarak Linuxta da herhangi bir script dili yardımıyla gerekleştirilebilir.

Aşağıda verilmekte olan metni dhcp.bat olarak kaydederek kullanabilir. Bu dosya çalıştırıldığında komut satırında dosyada yazılı olan satırları teker teker çalıştırarak otomatik IPye geçişi sağlamış olacaktır.

 

netsh interface ip set address name="Local Area Connection" dhcp

netsh interface ip set dns name="Local Area Connection" dhcp

 

Static IPye geçmek içinse kullanılması gereken komutlar makinenin IP bilgelerini DNS sunucusunu ve gateway adresini de içereceğin daha kapsamlı ve uzun süren bir işlem yapmaktadır.

netsh interface ip set address name="Local Area Connection" source=static addr=192.168.23.32 mask=255.255.255.0

netsh interface ip set address name="Local Area Connection" gateway=192.168.23.0  gwmetric=0

netsh interface ip set address name="Local Area Connection" source=static addr=192.168.23.1

netsh interface ip add dns name = "Local Area Connection" addr = 192.168.23.2

 

Buradaki bilgelerin yazılan bir arayüz üzerinden düzenlenmesi sağlanacağı gibi bunun haricinde dosyaların herhangi metin editörleri ile açılıp elle değiştirilmesi de mümkündür. Daha sonra bu batch dosyaları çalıştırılarak işlem yapılır.

 

 

 

Tags: ,

.NET

Id, Ego ve Süperego’nun Kişilik Üzerine Etkisi

by Ordinaryus 22. May 2009 19:09

 

Klasik psikanalizde Freud’un gelişimine büyük katkı sağladığı kavramlar olarak yer almaktadır. Ego ve süperego ancak çoğu kez bu kavramların tam olarak doğru kullanılmadığı veya davranışları yorumlamada birbirine karıştırıldıkları görülmektedir.

İnsan davranışları temel olarak duyulan ihtiyaçları gidermeye yönelik gelişim göstermeye çalışır. Pek çok durumda kişinin ihtiyaç duyduğu şeyleri elde etmesinde önüne çıkan engellerde bulunur bunların arasında toplumsal kurallar, kişinin geçmiş deneyimleri bunların arasında sayılmaktadır.

En yalın anlamda bir insanın istekleri ve bunların kişide uyandırdığı hisler id ile alakalıdır. Id Freud’un tanımına göre kişiliğin temel sistemidir. Id kalıtsal olarak taşınmakta olan ve içgüdüleri de içeren doğuştan kişinin sahip olduğu psikolojik eğilimlerin tamamıdır. Ruhsal enerjinin kaynağı olan Id diğer sistemlerin enerji kaynağıdır.

Yapısal modele göre Freud içgüdüyü ve egoyu birbirinden ayrı tutmaktadır. Egonun bilinç yönü ruhsal yapının yürütmede kullanılan parçasıdır ve karar verme mekanizmasından sorumludur. Yapısal modelde savunulduğu üzere normal dışı davranışlar geçerli olan mekanizmaların abartılmış biçimidir.

Id kavramının ruhsal bir enerji merkezi olduğundan bahsettik ancak id fazla enerji birikimine katlanamamaktadır. Bu nedenle var olan enerjinin fazlasını egoya aktarmaktadır. Bunu gerçekleştirmenin altında yatan sebeplere değinecek olursak pek çok ruhsal problemin kaynağına inilmeye başlanır.

Zihin kendiyle tutarlı olma çabası içerisinde olmaya gayret etmektedir ve en ufak tutarsızlık dahi Id üzerindeki gerilimi arttıracağından daha sonrasında bu gerilimin bir yere kanalize edilmesi gerekmektedir. Yoksa bunun neticesinde olan gerilimden doğan fazla enerji kişide normal dışı davranışlar olarak nitelenen olaylara sebep olmaktadır.

Şizofreni hastaları örnek verilmeye çalışılırsa uç bir örnek olacağından dolayı anlatılması daha kolay olacaktır. Aslında burada bahsedilecek olan yadsıma, neden bulma, yansıtma gibi bilinç dışı eğilimlerin çoğunu günlük yaşantıda pek çok insan göstermektedir ve pek çok kişide aşırı boyutlarda olmasa da normal dışı davranışlar görülmektedir. Burada verilen uç örnekle devam edecek olursak kişilerin yaşantılarında derin izler bırakan kötü olayları unutma eğilimi göstermeleri bunlardan biridir. Kişinin Id üzerinde oluşan aşırı gerilim ve bunun diğer mekanizmalara aktarılması bireyin zihinsel olarak dengede tutmaya çalıştığı iç düzeninde meydana gelen durumu unutma eğilimiyle ortadan kaldırmaktadır. Aslında burada gerçekleşen unutma gerçek anlamda meydana gelmemektedir. Kişi sadece bunları maskelemektedir. Hipnoz ve telkin yoluyla uygulanan tedavilerin büyük çoğunluğunda bu geçmişe dair anılara yönelik durumlar hatırlanmakta ve tedavi edilmektedir. Bunun haricinde kişi her zaman unutma ile problemlerini çözebilecek kadar şanslı olamamaktadır. Bu tür durumlardan çevrede meydana gelen olayları yorumlarken zihin iç çatışmadan kaçmak için var olmayan olaylar yaratma bunlara bağlanma eğilimi göstermektedir. Bu kişilerde görülen yanlışlarının kanıtlanma çabasına çok sert tepkiler vermektedirler.

Bilincin veya daha doğru bir kavramla Id demek daha iyi olacaktır. Id üzerinde oluşan baskının egoya aktarıldığından bahsetmiştik. Burada kişinin basit örnekle açlık duyması ve bu duyguyu benliğinde hissetmesinde Id etkili olmaktadır ancak bu duyguyu deneyimlemek açlık duygusunu ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle açlığa karşı meydana gelen gerilim artmaktadır. Bunun çözme amacıyla ego işlevsellik kazanmaktadır. Egonun açlık karşısında gösterdiği tepki fiziksel olarak açlığı gidermeye yöneliktir. Burada yemek kaynaklarına ulaşmak ve bunları gerçekleştirmeye dayalı bir yol izlenir bunların içerinden uygun olanın seçilmesi de önemli olmaktadır. Burada egonun gerçek dünyadaki yiyecekler ile bunların bilinç algılarının birbirinden ayrılması gerekmektedir. Bu nedenle belleğindeki yiyeceklere ait bilgiler duyu organlarından alınanlarla karşılaştırılacaktır. Ego gerçeklik ilkesinin egemenliğindedir ve gerçeklik ilkesinin amacı ihtiyacın giderilmesine yönelik ihtiyacın giderilmesi için uygun nesne bulunana kadar gerilimin boşaltılmasını ertelemeye yönelir. Gerçeklik ilkesi bu ihtiyaç giderilince gerçekleşecek olan haz duygusunu geçici olarak ortadan kaldırmaktadır fakat daha sonrasında istek gerçekleştiğinde haz tekrar ön plana çıkmaktadır. Açlığın giderilmesi için denenen yolları gerçeklik sınamasında geçirerek uygun olanı belirler.

Fakat her zaman isteklerin gerçeklenmesinde bulunan yöntemler uygun olmamaktadır. Burada uygun olmamanın kıstası çevresel etkiler olabildiği gibi kişini kendisinden kaynaklanan nedenlerde olabilmektedir. Bu nedenle ego bir isteği gerçekleştirirken Id ve süperego olarak tanımlanmakta olan kavramın çatışmasını da en az ölçüde çözümleyip en uygun çıkışı seçmekle yükümlüdür. Fakat bunu gerçeklemek gerçekten çok zordur ve egoyu baskı altında bırakır. Çünkü ego Id’in bir parçasıdır ve bütün gücünü ondan almaktadır ve Id olmadan ego söz konusu olamaz ve Idden bağımsız davranamaz. Kişiliğin üçüncü ve en son gelişen sistemi süper egodur. Bu sistem çocuğa gelişimi sırasında anne babası tarafından aktarılan, ödül ve cezaya dayalı uygulamalarla eğitilen bir olgudur.

Süper ego  kişiliğin ahlaki yönüdür gerçekten çok olması gerekeni ve edinilen değer yargılarına uygun olanı temsil etmektedir. Süper egonun başlıca işlevleri idden gelen içgüdüsel dürtüleri bastırma ve gerektiği yerde ket vurmak. Egoyu gerçekçi amaçlar yerine toplumsal kurallara uymaya ikna etmek ve kusursuz olmaya çalışmaktır.

Süper ego, ego ve Id’e karşı çıkarak onları kendi isteği yönünde düzeltmeye yöneliktir. Ego içgüdüsel etkenlerin doyum bulmasını geciktirirken, süper ego ise bunların meydana gelmesini engellemeye çalışmaktadır. Id, ego ve süper ego bilincimizde faaliyet gösteren birbirini dengelemeye yarayan süreçlerdir. Bu süreçlerin birbiri içerisindeki uygunluğu kişinin aldığı tüm kararları yönetmekte ahlaki ölçütler içinde tutulmasını sağlamakta veya içgüdüsel olarak ortaya çıkan hayvani duyguları bastırmaktadır.

Bu nedenle almakta olduğumuz kararlarda bunların etkileri göz önüne alınmaktadır ve kişiliğin gelişiminde oral dönemden başlamak üzere gerçekleşen 8 dönemlik süreçte öncelikle ailemizin şekillendirdiği kişiliğimiz ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucunda meydana gelen kişilikteki bozuklar ya da normal dışı davranışlarda ise çocukluk dönemindeki alınan eğitim öncelikli olarak etkili olmaktadır.                 

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

Software + Services

by Ordinaryus 12. May 2009 02:35

Azure servisleri ve bu teknolojinin geleceği hakkındaki tahminlerimi bu yazıda aktarmaya çalıştım aynı zamanda yazın Microsoftta yapmayı planladığım stajım içinde "neden Azure?" sorusunuda kendi kendime cevaplamaya çalıştım.

Microsoft’un son yıllarda yapmış olduğu tüm çalışmalarda zamanla ulaşılmak istenen bir nokta oludğu oldukça açıktı. Bu hedefleri geleceğe yönelik çalışmaları hedeflerini ortaya koyduğu reklamlarda açıkça gösterilmektedir.

Gün geçtikçe görülüyorki en önemli şey bağlanmak. Bilgiye erişimin en kısa yolu bağlanmak ve bilgiyi elde etmek. Bu nedenle internet kalitesi gün geçtikçe artıyor world wide webde kullanımda olan hizmet gitgide büyüyor. Bu sayede global bir düşünüş ve ortak bir zihin oluşuyor. Dosyalarımız, fotoğraf ve videolarımız hep sanal ortamda makinemiz yanımızda olmasada hemen ulaşabileceğimiz bir mesafede. Takvimimiz, planlarımız neredeyse hiç bir zaman aklımızda tutulmuyor ve internetten takip ediliyor. Zaman kaybı görülen toplantılar saatlerde yol mesafesine mal olmadan internet üzerinden webinerler sayesinde başarılı bir şekilde yürütülmeye çalışılıyor.

Tüm bu zahmet ne için diye bakıcak olursak temel dayanak bilginin kolay erişilebilirliği ve bunun önündeki engellerin kaldırılması. Microsoft bu konuda olabildiğinde sıkı çalışıyor. Azure ise bu çalışmaların geldiği son nokta. “Bir gün herşey servis olucak” aslında mantıklı bir cümle altında hangi düşünceler yattığına bakıcak olursak ozaman çok daha iyi neden böyle bir şeyin gerektiğini anlayabiliriz.

Öncelikle kısıtları yok etmek. Son yıllarda yaygınlaşan Netbooklar bunun bir göstergesi. İnsanlar neden işlem gücü, bellek kapasitesi, ekran kartı özellikleri düşük bir cihazı tercih etsin? Boyutları ve fiyatlarının uygun olması tek neden olmasa gerek. Aslında burada pek çok kişinin amacı gündelik işlerimi buradan takip ederim veya bu makine ile heran internete girebilir uzaktaki bilgisayarıma bağlanıp işlem yapabilirim düşüncesi.

Tüm diğer sistemlerin bir noktada toplanması standartlar yaratılması isteğide bundan kaynaklanmakta. Yazılımcıları yazdıklarını paylaşmaları ve kullanıcıalrın bunlara ulaşmaları oldukça kolay hale gelmekte. Kullanıcılar için veri saklama desteği, uzak masaüstü hizmetleride bağlantının gelişmesiyle kullanıcılara verilen hizmetler arasında.

Microsoftun neden Azure kullanmalıyım sorusuna aşağıda verdiği cevapta  bu şekilde. Öncelikle program veya servislerin barındırıldığı sunucuların performans özellikleri daha sonra platformlara uygunluğu yer almakta. Burada sunulan hizmetlerin yaklaşık 400 milyon Live kullanıcısınada sunulduğu düşünülürse paylaşımın büyüklüğü ve kitlelere hitap edebilme boyutuda oldukça başarılı.

“Imagine and Create New User Experiences - The Azure Services Platform enables you to create web, mobile, or hybrid-applications that use the cloud with on-premises applications. Combined with Live Services ability to reach over 400 million Live users, new opportunities exist to interact and reach users in new ways”

Ozaman Azure servislerinin kullanıcılara yönelik ve oldukça büyük kullanıcılara hitap eden uygulamalar yazması ve bunları yüksek performansta çalıştırması biz yazılım dünyası insanları için oldukça iştah kabartıcı ve sınırsız hayal gücü kullanımını destekler yönde. Microsoftun önümüzdeki 10 yıl için planlarıda aşağıdaki videoda açıklanmaya çalışılmış.  Ayrıca bu linktende ulaşılabilir

Tags:

PEOPLE COME INTO YOUR LIFE FOR A REASON

by Ordinaryus 11. May 2009 04:03

This is a very emotional email that a gave from one of my friend years ago. That reminds me that all the people that we met is a part of our life and they somehow effect our future our choices. After years we remeber our old friend hardly but they made a big changes in our life. I thouht sometimes maybe i would never write that if one of my firend have never exist. Maybe it would be better that they send for a reason, they finished their jobs and walk away. So it is the way that we move our way, our route. 

People come into your life for a reason, a season or a lifetime. When you
know which one it is, you will know what to do for that person.

When someone is in your life for a REASON, it is usually to meet a need you
have expressed. They have come to assist you through a difficulty, to
provide you with guidance and support, to aid you physically, emotionally
or spiritually. They may seem like a godsend and they are. They are there
for the reason you need them to be. Then, without any wrongdoing on your
part or at an inconvenient time, this person will say or do something to
bring the relationship to an end. Sometimes they die. Sometimes they walk
away. Sometimes they act up and force you to take a stand. What we must
realize is that our need has been met, our desire fulfilled, their work is done. The prayer you sent up has been answered and now it is time to move
on.
 

Some people come into your life for a SEASON, because your turn has come
to share, grow or learn. They bring you an experience of peace or make you
laugh. They may teach you something you have never done. They usually give
you an unbelievable amount of joy. Believe it, it is real. But only for a
season.


LIFETIME relationships teach you lifetime lessons, things you must build
upon in order to have a solid emotional foundation. Your job is to accept
the lesson, love the person and put what you have learned to use in all
other relationships and areas of your life. It is said that love is blind
but friendship is clairvoyant .

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

Powered by BlogEngine.NET 1.5.0.7
Theme by Mads Kristensen

Ordinaryus Hakkında

Hayata gözlerini İzmirde açtı. 3 yaşında legolarla oynadı =) Küçük yaşta baskete başladı zaten başka sporlarla arası hiç olmadı. Orta okulda matematikle ilgilendi. Liseyi Karşıyaka Anadolu Lisesinde okudu. 

İTÜ Elektronik Mühendisliğinden 2010 yılında mezun oldu. Fizik bölümünde çift anadala kabul oldu lisans hayatına Fizikten devam etmekte. Koç Üniversitesinde Bilgisayar Mühedisliği Master programına kabul edildi ve akademik hayatının ilk adımlarını sevdiği bir alanda çalışarak atıyor. Fizik ve Bilgisayarın ortak noktalarını gördü ve bunları geliştirmek amacıyla çalışıyor.

Yazılımı sevdi.. Başlarda herşeyle ilgilendi web programlama da yaptı, sokette programladı yeri geldi ağ yönetimi ile uğraştı. Görüntü işlemeden keyif aldı Makine Öğrenmesi ve Örüntü Tanımada kendisini geliştirmeyi istemekte.

2008te MSP oldu belkide bu blogu yazmaya başlamasında en büyük etken=) Bu görevi 2 sene boyunca sürdürdü. Bir yandan 2008de EuroSkillsde Mobil Robotik alanında Türkiyeyi temsil etti. Ardından 2009da Kanada da tekrardan yarışmacı olarak bulundu. Artık bu alanda hakemlik yaparak ve Robotino hakkında öğrendiklerini paylaşarak faydalı olmaya çalışıyor. 

Yapay Zeka, Görüntü İşleme, Kuantum Mekaniği, İstatistik Mekanik ve Bilişsel Bilimlerle ilgili. Geceleri kafasına göre takılıyo. Sabahlarıda öğrencilik yapıyo =)

gibi gibi... 

 

Page Rank

Loading

Google Translate


Şuan ne okuyorum

Bilişsel Psikoloji

Singularity is Near


Ayrıca okuduklarımdan seçtiğim kitaplara buradan ulaşabilirsiniz..

Okuduklarımı üye olarak takip etmek için ise aşağıdaki RSS bağlantısını kullanabilirsiniz. Ayrıca bana kitapta hediye edebilirsiniz =)


CCL


Copyright © Ordinaryus Says That by http://www.vypro.org/ is licensed under a Creative Commons Attribution-No Derivative Works 3.0