LinkedIn FriendFeed Twitter

Siz benseniz ben kimim?

by Ordinaryus 30. June 2010 23:14

Teknik olarak yazmaya yeniden başlamadan önce sanırım biraz daha Şizorfrenik Zırvalar bölümüme birşeyler yazmak istiyorum. Belkide teknik konularda yazma konusunda bir miktar bencil davranıyorum şu sıralar. Mezuniyet ve Lisans hayatı hakkında daha sonra detaylı bir yazı yazmayı planlıyorum zaten önümüzdeki hafta içerisinde.

IEEEde olsun Matematik Dünyasında sürekli Tayfun Akgül hocamızın karikatürlerini görmekteydim. Bunları özellikle seviyor ve dikkatli bakınca içindeki derinliği de görüyoruz. Benim en sevdiklerimden biri ve zaman zaman akademik hayatımdaki karmaşayı anlayamayan kişilerden duyduğum sözleri bana hatırlatan bir karikatür.

262fd9fb-b3d4-438d-af7c-0d0f557dcd48Hakikatten nasıl bulaştım bu işlere akıllı adam 4 sene (Lafın gelişi oldu efektif olarak 2.5 senede okulu bitirdim 1 senede kalan 3 dersi yavaş yavaş alınca bölüm bitti) elektronik okuduktan sonra birde yanında Fizik Mühendisliği okurken neden Masterını Bilgisayar Bölümünde yapar demi :) Benim kendimce nedenlerim var ve ileride bunun mükafatını alacağıma inanıyorum ama ne zaman ne işin var burda veya deli misin diyen insanlar duysam bu karikatür aklıma geliyor.

Tayfun Hocanın en sevdiğim ve içinde barındırdığı anlamın görüldüğüne inanmadığım karikatürü ise aşağıda yer alan karikatürüdür. Sizlerinde incelemeniz için kendi bakışımı açıklamadan önce karikatüre yer veriyorum.

8714ab83-88f0-4995-a4af-280c37becf10Evet bir adam aynaya bakıyo ve i= sqrt(-1) olduğunu öğreniyoruz. Eğer böyle bir bakışa sahipseniz çok yazık. En azından zahiri görüntü ve irrasyonel sayılar arasında ikisininde reel olmamaları ilişkisinin olduğunun görülmüş olmasını beklerim.

Peki ozaman biraz kafaları karıştıralım ve bir miktar mindfuck yapalım. Ben bu yazıyı yazarken muhtemelen kendimce düşünceler sergiliyorum belkide sizde aynı şeyleri düşünüyorsunuz veya belkide bu yazıyı yazan sizsiniz. Evet neden siz olmayasınız ki, kendim yazsam bilirdim desenizde bilemeyeceğinizi iddaa ediyorum.

Kim olduğunuzu nereden biliyorsunuz? Sokakta gördüğünüz ve dikkatinizi çeken biri veya en yakın arkadaşınız aslında sizseniz bunu anlayabilirmiydiniz. Bilinçle alakalı bildiğimiz herşey beynimizde değil midir? Açıkça bir gerçekte vardır ki beynimiz bizi çok kolay kandırabilir. Vücudumuzda tüm organlarımız bize o anki şartları hakkında bilgi verir ancak beynimiz çok farklıdır. Beynimiz herzaman bencildir. Nietzcheninde yazdıklarında üstü kapalı olarak belirttiği ve “hay aklınla bin yaşa” diyebileceği bir düşüncem vardır ki beyin kendini öylesine bencilce korur ki bunu anlamak o beyine sahipken mümkün olmayacaktır.

Ruhsal hastalıkların temelinde yatanda bu değilmidir? Beyin kendi reddettiği gerçekleri kabul etmemek için sanrılar oluşturmaz mı, kötü anılarımızı belleğimizden atmaz mı? Yetişkinlerin çoğu kendi çocukları hakkında doğru olduğuna inandığı ama tamamen yanlış hatıralara sahip değilmidir? False Memory denen durum budur aslında.

O zaman çevrenizdeki herkes aslında siz olabilir belkide siz yoksunuzdur. Aslında var olmakla alakalı da düşünmeye başlayabiliriz. Dünyanın merkezinde kendimiz varsak ve bakışımız herzaman bu yöndeyse ozaman diğerleri kimdir? Ortak bir bilincin parçaları olmak ve kendi hayalimizi yaşıyor olmamız kadar mümkündür bu. Ozaman bu resme baktığımda aslında aynada kendimi mi gördüğümden şüphe edebilirim. Biliyorum öyleyse varım diyebilirmiyim acaba?

Biliyorsam o zaman çevremdeki herşey benim üretimimdir. Tanıdığım insanları benim zihnim üretmiştir. Doğa yasalarını da ben mi biliyorum peki? Neden olmasın bilemediğim şeyleri zaten zihin kendi yalanlarını örtbas edeceğinden çok rahat gizleyebilecektir. Ozaman dünyayı hiç problemsiz görmem lazım. Belkide i=? desem bile bunun kök –1 olduğunu söyler. Bunu kabul ederim ispatlarımda zaten tersini ispatlayan varmıdır olsada bilemezdik sanırım. Yada bunu bilmemize zihin izin vermezdi.

Saçmaladım mı acaba, yoksa anlaşılmaz mı oldum. Bir gün kör bir adam gelse ve kıyafetlerimiz hakkında güzel sözler söylese ona gülermisiniz yoksa kamera şakası olduğunu mu düşünürsünüz? Bu adam daha sonra kör olduğunu inatla inkar etse.. Kör olan birisini görmediğine ikna etmek kolay diyebilirsiniz ama edemeyebilirsiniz, çünkü beyni onunla oynamaktadır bencilce zihni tarafından kandırılmaktadır. Güzel bir senaryo yazdım ve sizde okudunuz ama böyle birşey var. Literatürde Anton–Babinski sendromu olarak geçmekte.   

Sanırım biraz ikna edici oldum, kafaları karıştırdım. Peki ozaman kendiniz hakkında bildiklerinizi sorguluyormusunuz? En iyisi boşverin bilmemeniz gereken şeyleri bilemezsiniz en azından buna beyniniz sizi mecbur eder. Bencil Beyin.. Devamının geleceğini umuyorum

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

İnsanları 7 Boyutta Tanımlamak

by Ordinaryus 19. June 2010 01:42

Geçtiğimiz gün otobüste seyahet ederken aklıma gelen bir düşünceydi. Çeşit çeşit insan ve herkes karakter olarak birbirinden bu kadar ayrı. Bilinçsiz olarak çoğunlukla insanlara karşı bir fikir sahibi olabiliyoruz. Birkaç konuşma bir miktar zaman geçirmek bunun için yeterli olmakta. O zaman bunu nasıl yaparız insanları nasıl ayırabiliriz?

Sanırım fazlasıyla izlediğim Full Metal Alchemist animesinden olsa gerek aklıma doğrudan 7 günah geldi. İnsan tabiatı bu 7 temel davranıştan oluşmakta. Kibirimiz, kıskançlıklarımız insan olmanın verdiği şeyler ve herkeste bunlar farklı ölçülerde bulunmakta. Bunların birleşimi de insaların birbirinden farklı olmasını sağlamakta ve çevre etkileri muhakkak bu 7 etken üzerinde etkili olmaktadır. 

Ozaman nedir bu 7 günah diye bakabiliriz. Farklı şekillerde isimlendirilebildikleri halde benim okuduğum şekilde isimlerini vericek olursam:

  • Lust (İhtiras)
  • Gluttony (Açlık)
  • Greed (Açgözlülük)
  • Sloth (Tembelik)
  • Wrath (Öfke)
  • Envy (Kıskançlık)
  • Pride (Kibir)

Daha ayrıntılı bilgiyi farklı dinlerde 7 günahın yorumlarını detaylı olarak okumak Wikipedia üzerinden mümkün o nedenle bunları sadece isimlerini vererek geçeceğim ama bana ilginç gelen kısıma sıra geldi.

Bir insanı insan yapan veya birbirlerinden ayrılmasını sağlayan şey. Yani bilgisayar bilimi açısından bakmaya çalışırsak bu 7 bileşenli bir öznitelik vektörü ile insanların karakterlerini belirleyebilir insanları sınıflandırmaya çalışabiliriz. Burada herbir değer için kişinin notlanması ile sahip olduğu özelliklere ait öznitelikler belirlenmektedir. Elimizdeki bu öznitelik vektörü ile tüm insanları ayırabilir ve ne tür bir kişiliğe sahip olduğuna ilişkin bilgi elde edebiliriz.

Belkide futbol oyunlarında oyuncunun performansını gösteren bir çart gibi insanları da gösterebiliriz =) Mesela örnek olarak aşağıdaki gibi birşey neden olmasın.

7sin
  
İlginç nerden geldi aklıma bilmiyorum sanırım fazla Anime izledim son zamanlarda =) Olaylara dünyaya bakışımızda da değişiklikler olmuyor değil. Son zamanlarda blogu ihmal etmiştim ama yaz dönemi için güzel planları var sanırım yazacak çok fazla şeyim var. Fırında pişiyor…      

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

Bir yılı daha geride bıraktım, hoşgeldin 2010

by Ordinaryus 3. January 2010 18:23

Bir yıl daha göz açıp geçinceye kadar geride kaldı. Bende biraz geciktirsemde yeni yılın ilk blog girdisini yapmak istedim. Yeni yıla girmek herzaman için zor süreç olmuştur benim için tarih atarken eski yılı yazmayı bırakmam haziran ayını buluyor :) Ancak görünün o ki 2010 benim yılım olacak.

Yeni yılın gelişi aslında bir çok şey için gözden geçirme ve dönüm yaşanan yılın envanterini yapabilmek için çok iyi bir fırsat özellikle benim gibi tatminsiz bir kişiliğe sahipseniz. Her zaman için geçen zamanı yeterince iyi değerlendiremediğimden yakınırım. Sanırım vicdanımı rahatlatmak için geçtiğimiz yılı durum düşünüp kattıklarıyla değerlendirmek lazım.

2009 yılında neler yaşadım, neler edindim, neler öğrendim? Sanırım öğrencilik hayatımın en güzel dönemi 2009un ikinci yarısına denk geldi. Fizik bölümünde aldığım dersler ve elektronikten aldığım Yapay Sinir Ağları dönemimi oldukça zevkli geçirmemi sağladı. İleriki planlarım için önümü daha iyi görebiliyorum. Bunun yanında Kanada da 2 süper hafta geçirdim, yeni arkadaşlıklar ve paha biçilemez tecrübeler kazandım. Geçtiğimiz yılın 3 4 aylık periyodunda ITURO Bilişim Sistemi ile uğraşarak mükemmel bir ekip çalışmasını gördüm çok sağlam insanlar tanıdım. En önemlisi yeni bir işe başladım ve eylül ayından beri yazılım konusunda daha fazla şey öğrenip vaktimi efektif olarak değerlendirdiğim bir işim var. Toefle ve GRE sınavlarına girdim, Brownda Brain Science okumak için başvurumu yaptım. Yaz tatilimi hem kulüpteki dostlarımla eğlenerek hemde fazlasıyla şey öğrenerek geçirdim. Teknik olarak hangi konularda çalıştım vs kısmına girerek kafa şişirmeyeceğim. Bunların yanında bu yıl yeniden MSP seçildim. Bitirme ödevim için danışmanım Prof. Dr. Müştak Erhan Yalçın ile çalışmaya başladım.

Sanırım daha başka şeylerde vardır gözüme önemsiz gözüken ve yazmaya üşendiğim. Bu yıl sanırım hayatımdaki en keyif aldığım ve yurt dışı başvurularımı beklerkende en fazla heycan yaşayacağım dönem olacak. Ama sonunda sevineceğim :) Alternatiflerin fazla olmasını ve tercih yapmam gerektiği durumların olduğunu da artık pek düşünmüyorum. Önümde ne kadar olasılık varsa aslında onlara biçtiğim değerleri azaltıyorum aralarından paylaştırarak. Bu nedenle en çok istediğim şeyi belirleme ve önceliklerimi buna göre düzenlemem gerektiğini farkettim. Böylece bir şeyi gerçekten isteyip onu elde etmem daha kolay olacak. Bana katılmayanlar da olacaktır ancak insaların isteyipte elde edemeyeceği şey yok. Mühim olan sürecin nasıl geçirildiği. Bazı şeylerin gerçekleşmesi için uzun vade gerekiyor ve bunu elde etme olasılığı zaman geçtikçe tükeniyor. Olasılık dağılımının dışa düşen parçalarında kalan hayallerden ibaret oluyorlar demekki zamanında istediklerimizi belirlemeli ve bunların yolunu açmalıyız.

Alice Harikalar diyarından daha önce Şizofrenik Zırvalar bölümünde paylaştığım bir yazıyı yeniden burada alıntılıyorum.

“Buna inanamıyorum!” der Alice (evet bizim Alice). Alice 7.5 yaşında, kraliçe ise 101 yaşında olduğundan behsetmektedirler, ayrıca 5 ay ve 1 gün.

“İnanamıyor musun?” diye cevaplar kraliçe, acıyan bir ses tonu ile. “Tekrar dene, derin bir nefes al ve gözlerini kapat, ve tekrar dene.”

Alice güler. “Denemenin yararı yok,” der. “İmkansız şeylere inanılamaz.”

“Daha çok egzersize ihtiyacın olduğunu söyleyebilirim,” der kraliçe. “Ben senin yaşındayken, her gün yarım saat süresince bunu yaptım. 6 imkansız şeye inandım her günün kahvaltısından önce.”

En son ne zaman olmayacak(!) düşüncelerle, olmayacak(!) işler peşinde koştunuz? Peşinde koşmayı bir yana bırakın, en son ne zaman bu düşüncelerin hayali için bir adım attınız zihninizde, kendi çerçeveleriniz ya da çevrenizin çerçeveleri tarafından engellenmeden?

Bugünden itibaren bunu yapmaya ne dersiniz, her sabah kahvaltıdan önce 6 imkansız(!) şey hayal ederek, bunlara inanmaya?

Bununda ötesinde imgeleme yapmanın önemini farketmeliyiz. Olmak istediğimiz konumu hayal etmeliyiz, bu bir şekilde herşeyi değiştiricek değişimleri başlatıyor. Pek çok felsefede bunun yeri büyüktür. Inanç denen şeyde zaten bundan farklı bir şey değildir bence.

Ozaman 2011de nerede olmak istiyorum bunları düşünmeliyim, düşünmeliyiz. Güzel bir yıl geçirmek dileğiyle :) Seneye yılbaşı yazımı(noel daha doğru olucak sanırım) karlı bir havada yazıyor olacağım ve o yazıda bu cümlemi alıntılayacağım :)

Brown_University_-_University_Hall

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

Uyku durumları

by Ordinaryus 8. August 2009 18:59

Son bir kaç gündür müzik listemde çalarken beni rahatsız eden ancak eskiden çok sevidiğim bir şarkı var. Ne zaman çalmaya başlasa tedirgin oluyorum ve değiştirme isteği duyuyorum halbuki eskiden saatlerce aralıksız çalsa dinlerdim.

Bugün bu şarkıdan neden hoşlanmamaya başladığımı çözdüm. Bu şarkı beni her sabah yataktan kaldıran uykumun en güzel anlarını mahveden şarkı. Demekki neymiş bir şarkıyı uyandırma müziği yapmak bir daha o şarkıyı dinlemek istememeye neden oluyor.

Ancak burada beni düşündüren beynim neden bu şarkıya böyle bir şartlı tepki koyuyor, herhangi bir sesten de uyanabilirim veya uyumuyorken bu şarkı beni tedirgin etmez. Sanırım bu olayda şartlanmanın yeri büyük. O zaman bu uykusuz gecede uyku mekanizması hakkında geçmişte okuduklarımdan bir derleme yaparak zamanımı değerlendireyim yoksa vaktim boşa geçicek :)

Öncelikle uyku hakkında kendi görüşüm nedir ondan bahsedeyim. Bence uyku çokta elzem bir olgu değil. Sonuçta vücut dinlenme beyinse bir miktar dış etkenleri perdeleyip alt katman görevleriyle uğraşmak istemekte. Yani uykunun bilinç kaybı olduğunu söylemek yanlıştır aslında burada gerçekleşen bilinçlilik düzeyindeki bir değişimdir. Her ne kadar yapılan deneyler uyku sırasında beyne aktarılan kan basıncındaki azalmayı göstersede buradaki kayıba rağmen sinirsel iletim artmaktadır.

İnsanlar için ortalama uyku süresi 8 saat olarak gösterilmekte bunu belirlerken neye dikkat ediliyor bilmiyorum ancak ben bu ortalamayı düşürüyorum sanırım. En son ne zaman 8-9 saat uyudum cidden =/

Diğer düşünürlerin ve bilim adamların görüşleride aslında benimle paralellik göstermekte. Asimov uykunun zaman kaybı olduğundan bahsetmekte. Da Vinci ve Teslanında günde 3 saat uyudukları bilinmekte. Uykunun süresinden ziyade rejimi önemli bir olgu. Biyolojik saatin düzene girmesi daha ziyade kişinin kendi biyolojik saatini çözmesi sayesinde 4 = 8 olabilmekte. Yani 4 saatlik bir uykunun karşıladığı dinçlikte aynı olmakta.

LF98

Öncelikle uykunun fizyolojik nedenleri ve hormonal faktörlerden bahsedelim. Beynimizde pek çok hayati aktivite talamus tarafından kontrol edilmekte bu anlamda aslında bir kontrol merkezi görevi olduğundan uyku için şalterleri açıp kapamaktan sorumlu merkezin burası olduğunu söylemekte yalan olmaz. Ancak bu merkezin uyku ile alakalı görevleri yönetmesinde asıl olarak özelleşmiş olan kısım hipotalamus. Hipotalamus hormonal dengeleri kontrol ederek uyku veya uykusuzluk durumumuz üzerinde doğrudan etkili.

Beyin sapının üst kısımlarında rapne bölgesi asıl olarak uykunun değişimini sağlamaktadır. Bunun dışında hormonlar yardımıyla bu sistemler çalışmaktadır. Bu maddelerin başında serotonin, asetilkolin, dopamin ve nöradrenalin gelmektedir. Asetilkolinin  talamusu uyarması ve buradan gelen uyarının beyin kabuğuna doğru yayılması sayesinde uyanık kalınmaktadır.

hormonesUykunun meydana gelmesi ve kişinin uyku durumuna geçmesinde ise etkili olan faktörler tam olarak bilinmemesine rağmen yapılan araştırmaların adenozin adlı bir maddenin birikmesi olduğu düşünülmekte. Aynı zamanda uyku üzerinde etkili olan kimyasalları maskeleyerek veya nörotransmitterlerin işlevini durduran kimyasallarda uyanık kalmayı sağlamaktadır. Kafein bunların başında gelmektedir.  

Uyku aşamasında gerçekleşen aktivitelerin incelenmesi uyku hakkında yıllarca yapılmış olan hatalı yorumlarıda ortadan kaldırmıştır. Uyku esnasında gösterilen beyin aktivasyonları EEG cihazları ile kaydedilmesiyle memelilerin uykunun farklı seviylerine sahip oldukları gözlenmiştir. Uyku süreci temel olarak 2 sınıfa ayrılmıştır. NREM(non-rapid eye movement) ve REM olmaktadır.

NREM uykunun 4 farklı fazda gerçekleştiği gözlenmektedir. Uykuya ihtiyacı olan insanlarda uykuya başlama uykusu olarakta adlandırılabilir. Kas tonusunda azalma ve bazan metabolizmada azalma meydana gelmektedir. Hatırlanamayan rüyalar bu evrede görülmekte EEG işaretinde alfa ve teta dalgaları gözlenmektedir.

Bu evrelerde gerçekleşmekte olan tepkileri kısaca anlatacak olursak

  • Faz 1 NREM: Bu evre 1-15dk arası sürmekte ve uykuyla uyanıklık arasındaki geçiştir. Gözler kapalı, gevşemiş durumda, hafif uyku ve halisinasyon tarzında görüntüler görülmektedir. Alfa dalgaları zayıflamakta daha düşük frekansları teta dalgaları belirmektedir.
  • Faz 2 NREM: Bu evre yaklaşık 20dk süren gerçek uykunun ilk evresidir. Burada yavaş göz hareketleri ile sağa sola kaymalar görülmektedir ve uyandırmak daha zordur.
  • Faz 3 NREM: Orta derecede derin uykuya girilmiştir. Vücut fiziksel olarakta uyku durumuna geçmekte vücut sıcaklığı ve kan basıncı azalmaktadır.
  • Faz 4 NREM: En derin seviyede uyku yaşanmaktadır. Uykuda gezme, konuşma bu evrede meydana gelmektedir. 30- 40 dakika süren bu evrede refleksler mevcut olup kas tonusu gevşemiştir.
  • Rem: Bu evre 90 dakikada bir 5-30 dakika arası sürmektedir. Bu aşamada beynin metabolizmasında %20 artış görülmektedir ve EEGde beta dalgaları gözlenmektedir. Duyusal uyaranlarla daha zor uyarılma ve rüyalar bu evrede görülmektedir. Ancak en sık uyandırıldığımız evre bu evre olmaktadır. Kalp ve solunum hızında düzensizleşme ve aktif vücut hareketleri ile göz kaslarındaki aktivasyon bu evrede gözlenmektedir.

eeg

Uykunun bu aşamaları altında gerçekleşen etkiler içerisinde hücre yenilemesi ve öğrenme üzerindeki etkileride araştırılmış. Uyku süresinin etkileri öğrenme üzerinde etkili olmakta. Uyku süresi üzerine yanlış olarak yorumlanan bir diğer durum ise az uyunan günlerin ardından uzun süreli bir uyku gelerek uykunun telafi edileceğidir ancak ben buna katılmıyorum yoksa şuan alarmı kurmadan uyusam aylarca uyanamamam gerekirdi :)

image Yaşam süresi ile uyku arasında kurulmuş olan bir ilişkide aşağıdaki gibidir. Burada yaşlandıkça uyku sürelerinin ve evrelerinin ciddi biçimde azaldığı görülüyor.  

Uyku insan yaşamında önemli bir noktaya sahip ancak verimli saatleri kestirerek yapılan masa, sandalye üzerindeki bir uyku yatakta konforlu bir uykuyla eşdeğer olabiliyor :) Veya bende bugüne kadar hep tuttu.. Ancak tabiki herkese eğer fırsatları varsa uzun uzun uyumalarını tavsiye ediyorum ben küçükken çok uyurmuşum mesela, annem pazara gitmeden önce beni uyuturmuş ben dönene kadar uyurmuşum bide süpürge sesinde bile uyurmuşum. Şimdide uyurum seste zaten ışıkta fark etmez zaten sabah hava aydınlanınca uyuyoruz genelde :D

Tags: ,

Sizofrenik Zırvalar

Disconnect

by Ordinaryus 12. July 2009 03:50

Genelde yazmaya nasıl başlayacağımı bilemem ancak bir kez başladıktan sonra cümlenin ucundan tuttuktan sonrada bir şekilde akıp gider. İyi şeyler yazabilir miyim bilmiyorum ama parmaklarım düşüncelerimden yavaş kaldığı müddetçe yazabiliyorum.

Genelde blog tutmayı beceremeyen bir insan olduğumu düşünürdüm ne yazarım, benim blog çok teknik olsun vs gibi düşüncelerim vardı ancak arada saçmalamakta hakkım sanırım. Zaten blogun bu köşesini bunun için oluşturdum.

Aslında yazmak en basitinden insanın kendini anlama çabası sanırım. Sorgulama yapmak nasıl insan oğlunun en iyi yönüyse kendine dürüst eleştiriler yapabilmek, varoluşunu olduğu gibi kabullenmekte bu şekilde. Dürüst cevaplar vermek her zaman kolay olmasa da bunu yapmak gerekiyor bazen.

Benim bugün nedense bahsetmek istediğim şey yalnızlığı sevmek duygusu. Saçma sanırım neden insan yalnızlığı sevsin ki. Benim içinde yalnız kalabilmek gerçekten zor. Belki de bundan tercih sebebim. Çok iyi bir aile, iyi kalpli arkadaşlar, içinde bulunduğum geniş kulüp ortamı olsun iş ve okul olsun bir sürü insan.

İnsanları severim hepsinden öğrendiğim şeyler var. Ne kadar insanla tanışırsam o kadar çok yönlü bir insan olabiliyorum. Bazen tanıştığım insanların karakterlerinden, davranışlarından çaldıklarım veya kendime uydurduklarımda oluyor sanırım bunlar benim kendi payemde elde ettiklerimden.

Küçükken büyüdüğüm çevrede çok fazla sevmediğim insan vardı. O zamanlar kreşten çıkmış şımarık bir çocuk olarak pekte sevilmezdim. Sokakta oyun oynar ama herkesle geçinemezdim. Irkçılık duygum bir miktar burada gelişti sanırım. Beni farklı olduğum için sevmeyen insanlara karşı bir önyargı beslemeye başladım. Hala daha bunu pek yendiğim söylenemez.

Aklım sanırım her zaman benden daha yüksekte duruyor, 5 yaşında uzaylı yaratıklarla alakalı senaryolar yazdıran ben geleceğe dönüşün tüm repliklerini ezbere bilmeme rağmen izlemekten bıkmazdım. Hayal gücüm o nedenle fazla, benim inancımda hayallerim oldu. Sokaktan tenekeler toplayıp robotlar yapmak, çizimler yaparak araçlar tasarlamak çok küçükken yaptığım şeylerdi. Küçükken çizdiğim en güzel şey bir nevi benim masterpiece’im yer altı evi projemdi.

Teknik olarak güzel bir çizimdi izmire gittiğimde taratıp buraya koymayı çok isterim. Sanırım o zamanlardan belliymiş amaçlarım. Yer altı evimi 4 katlı tasarlamıştım ilk katta yaşam alanı aşağı inildikçe labım, kitaplığım olarak bir düzen sağlamıştım.

Zaman geçtikte biraz daha Robinson Crusoe hayatını seçmeye başladım. Bir labım, sınırsız aletim, devasa bir kütüphanem olsa bir adada yaşarım diye planlıyorum. Sanırım ileride yeterli param olursa yalnız kalabileceğim bir adaya sahip olacağım. Sadece temel ihtiyaçlar vs için buradan çıkarım diyordum.

Burada kendimi adamak, çalışmak her zaman hoşuma giden bir şey ne yalan söyleyeyim. Sanırım simyanın temel kuralı diye geçiyor: “People can’t gain anything without sacrifiying”. Benim de fedakarlığım bu olacak. Ya da her şeye sahip olmanın yolunu bulacağım ama bu ne kadar zevkli olur bilmiyorum.

Bazen fazla maymun iştahlı mıyım diyorum. Küçüklükten itibaren kronolojik olarak bakarsak: Astronot, genetik mühendisi, robotikçi, elektronikçi, yazılımcı, yapay zekacı, nörolog.. sanırım fazlasıyla geniş bir yelpazede bilimi seviyorum. Bunların birçoğuyla ciddi anlamda ilgilendim. Elektronik için OSS dönemimde çok çalıştım. ITUyu kazandım ki mutluyum. Bugün olduğum konumda olmamda en önemli nokta ITUye gelmek ve doğru insanlarla tanışmaktı. Sonrasında yazılı ile devam edelim. Önceki sene doğum günümde gece 3e kadar doküman yazmıştım yani bilgisayar başındaydım aynı şuanda olduğum gibi. Nasıl güzel bir geceydi tarif edemem. Dönem dönem bu nedenle yalnız kalmayı seviyorum. Amaçlarıma yakınlaşmamı sağlıyor. İnsanlar özellikle hayalleri olmayan, tek bir noktada kitlenen veya onlara gösterilen yoldan yürüyen insanları da pek sevmiyorum.  Onlardan uzaklaşmak benim kendi karmaşık ve fedakarlık gereken yoluma devam etmemi sağlıyor.

İnsanların zamanı nasıl yabana attığına genellikle inanamıyorum. Aslında her şey zaman değimli. Günler hatta bazen saatler o kadar şeyin değişmesine neden oluyor ki. Amaçsız insanları sevmiyorum veya para para diyenleri. Hayat bu kadar basit olmalı, herkes aynı beklentilere sahip o zaman bir kullanım kılavuzu yapalım veya başkalarının hatalarından ders alınsın ancak buda yapılmıyor. Demek ki çoğu insan zamana değer vermiyor.

İnsanları çok mu eleştiriyorum, bazen küçük mü görüyorum? Sanırım çok eleştiriyorum ama küçük görmek gibi bir niyetim yok kötü niyetli biri değilimdir hiçbir zaman. Ama bakışlarım, gözlerimi devirmem veya aklımın başka bir konuya dalması bile insanlara bu halimi belli ediyor olsa gerek. Küçükken sokakta yürürken hiçbir şey yapmasam da bana gelip bulaşan insanlar olurdu. Yıllar sonra anlıyorum ki hiçbir yapmasam da yüzümde onları yetersizlikleriyle veya eksiklikleriyle yüzleştiren bir şey var.

Sevdiklerimin hep yanında oldum her zaman onlar ayrıdır benim için. Herkesle geçinebilirim en azından çoğu kişi hakkımda iyi düşünebilir. Ancak yıllardır gerçekten samimi olduğum dost dediğim insanların sayısı aynı anda 3ü geçmez. Bu insanlar hayatımda çok ciddi etkileri olan beni ben yapan insanlardır. Bunun yanında yanımda olan diğer arkadaşlarımı da unutmamak gerek. İnsanlara eksikliklerini yansıtmadıkça sevilmek güzel bir şey ancak istediğimde nefret edilen biri olabiliyorum sanırım.

Peki bazen insanları bilinçli olarak uzak tutmak veya yaklaşmalarına izin vermemek neden? Yeni tanışılan biriyle olan ilişkim çok yüzeyseldir ancak yinede herkese şans tanımaya çalışıyorum. Zamanla anladım ki çevremdeki insanlar hakkındaki ilk izlenimlerim başarılı oluyor. Veya sonucunda konuşmayacağım veya anlaşamayacağım insanlara bunu deneme şansı veremiyorum. Buda bir bakıma zaman kaybı gibi bilinçaltında sanırım. Beraber geçen 1 hafta benim onları tanımama yeterli olanı almama ve mesafeyi sağlamam için yeterli bir süre.

Deviantartta takılırdım bir zamanlar çok güzel resimler ve dijital fotoğraf çalışmaları yer alıyor. Orda bir gün rastlamıştım aşağıdaki resme: Disconnect..

 

 

Sanırım bu resim benim karşımdakine yüz çevirme ve gitme vaktinin geldiğini söyleme şeklim. Bu resmi çok seviyorum. Eğer başka şekilde arkasını dönüp gitse bu kadar sevmezdim ama kendini işine vererek bilgisayarıyla ilgilenmesi benim gerçekten hoşuma gitmesini sağlıyor. Bu resmi gören herkesten özür dilerim ama sizlerle güzel ve daha uzun olamayacak kadar süre geçirdik. Yeterince tanıdık yani birbirimizi.

O zaman ben yoluma bildiğim gibi devam edeyim. Sevdiğim insanları yakınımdan ayırmadan, örnek aldıklarımın tavsiyelerinden ayrılmadan. Bu şekilde günün birinde istediklerimi elde edeceğim. Tesla ne demiş: “The present is theirs; the future, for which I really worked, is mine.” Sanırım buradan da göreceğim gibi beklentilerim geleceğe yönelik. Şuan ki geçen zaman geleceği inşa etmek için atılan tuğlalardan.

Zaman zaman sıkılsam, inancımı yitirsem de tekrar güven duygumu sağlayabilirim. Aslında tüm gereken resmi büyük pencereden göre bilmek. Aslında biz şuanda yaşıyoruz yani büyük çerçeve bir yana dursun sadece bir pixeli görüyoruz. Her şeyin belirli bir sınırı var simsiyah dediğimiz şey aslında büyük resimden bakabilirsek güneşteki bir leke olabilir. Yani inancımızı sağlam tutup büyük resmi görmeye çalışmak önemli olan. Sonuçta ortaya çıkan görüntü muazzam olacaktır.

Bundan çok yakın bir tarihte bir rüya görmüştüm veya uyku öncesi şu şöyle olsa, bunu yapsam vs gibi kafamda geçen düşüncelerin hatırlanması. Uzun bir süre o rüya veya kafadaki düşünceler bir bir gerçekleşti hatta hiç imkan tanımadıklarım bile. Ama bunun böyle devam etmemesi gerektiğini bilmem lazımdı. Her zaman böyle devam ederse büyük resmi görmektense küçük görüntülerin göreceli muhteşemliğinde aldanırdım. O nedenle şuan akışında ve kontrolüm dışında bir şeyler gerçekleşmesinden korkmuyorum. Büyük resim bunların neden olduğunun açıklamasına sahip olacaktır.

İleriye yönelik bazen benimde anlamadığım, içgüdüler, tesadüfler yoluyla gelişen fırsatları görüp bunları kaçırmamak lazım. Bunların anlamı olduğu düşüncesi her zaman için sahip olmamız gereken bir davranış biçimi.

Yavaş yavaş parmaklarımda yorulmaya başladı sanırım fazlada konuştum ama kendimi şuan daha iyi anlıyorum. Benim dışında bu yazıyı okuyanlara ne kattı acaba?  Sanırım gözlerinizi boşuna yordum bunun için özür dilerim. Buradan ders çıkarmak zor sadece benim için dersler var, hafızamı tazeleyen yolu takip etmemi sağlayan.

O zaman iyi ki doğmuşum. Beni ben yapan yaşamımda etkisi olan herkese teşekkürler. Ailem başta olmak üzere, kısa süreliğine tanışıp uzaklaştırılanlara kadar kalan herkese. Gelecekte beni bekleyen güzel günlere..                      

 

 

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

Ordinaryus olmak

by Ordinaryus 6. July 2009 02:02

Bu yazıda uzun süredir kullandığım Ordinaryus takma ismi hakkında bişiler yazmak istedim. Aslında bu kavram sözlük anlamı olarak bakınca ordinary: sıradan anlamına gelmekte ancak bu kelimenin türk eğitim sistemine geçişi sırasında daha farklı bir anlam yüklenmiş.

Türk eğitim reformundan sonra 1933 yılında Almanlardan almış olduğumuz bir akademik unvan. Şuan Türkiye’de bu unvan kimseye verilemiyor. Bu statünün çok fazla kişiye verilmesi ve gerektiği değeri kaybetmesi üzerine 1981 yılında kaldırılmıştır.

Yurt dışında burada olduğu kadar özel bir anlamı yoktur. Ancak Türkiye de bu unvan profesörlerin hocası konusunda oldukça uzman olan anlamında kullanılmıştır. Bu anlamıyla ben rumuzumu sevmekteyim. Küçük yaşlardan itibaren sürekli bilim dergileri ve kitapları okuyorum ileride de ismi literatürde yer alan ve tanınan biri olma arzumun beklide dışa vurmuş halidir.

Ordinaryus ünvanı fizikten, psikolojiye veya matematiğe pek çok bilim alanında kullanılmaktaydı. Bende kendimce hayran olup örnek aldığım bu insanlara biraz daha yakın hissedebilmek için bu rumuzu severek kullanıyorum. Hatta aşağıdaki resim benim fizikçi bilim adamlarına olan hayranlığımdan dolayı yapmış olduğum bir photoshop çalışması. Bu resmi genellikle duvar kağıdı olarak kullanırım ve insanlar her zaman neden kendini köşede bir yere koydun ön taraflara koysaydın ya derler. Aslında bunu yapmak mümkün ancak orada olmak bile benim için yeterli ki ön planda olmak her zaman için güzel gelmemiştir benim için.

 

 

Bu resimde 1927 Rusyanın Solvey kentinde çekilmiş resimdir. Burada günümüz fiziğinin en kilit insanları yer almaktadır. Bunun dışında diğer Ordinaryuslar arasında Freud, Kant, Nietzche gibi ünlü isimlerde yer almaktadır.

Umarım bende bir gün onlar gibi olabilirim. Şuan için online dünyanın Ordinaryusu olsam bile benim için güzeldir. Googleda Ordinaryus yazıldığından sitemin gelmesi benim için güzel bir mutluluktur. Farklı konularda yazılar yazıp bunları insanlarla paylaşmayı seviyorum ve bazen haddimi aşan konuları ele alıyorsam da düşündüklerimi söylemekten araştırdığım konulara değinmekten zevk alıyorum.        

 

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

Beyni Etkileyen Kimyasallar

by Ordinaryus 25. June 2009 04:25

 

Dünyayı nasıl algıladığımızdan bahsedecek olursak dünya algımızın sürekli çevreyi öğrenme ve  bunları process etme çabası içerisinde olduğunu görürüz. Neden bu kadar çok bilgi var veya neden bunların sadece bir kısmını tutabiliyoruz. Sanırım tamamen beyin uyguladığı bencil optimizasyon az enerji çok iş mantığı. Farkında olmasak ta bir şekilde beynimiz kendi bütünlüğünü korumak pahasına unutuyor, az öğreniyor veya bilgileri görmezden geliyor.

Peki bu yapı kırılırsa ne olur. Yani beynimiz bir anda mazoşistçe alışırsa, bunu sağlıklı bir insanda gözlemlemeyiz eğer bunlar olursa beyin kimyasıda bundan etkileceğinden belirli zihinsel rahatsızlıklar olarak vuku bulacaktır. Bu kimyasalların dengesini de yeniden sağlayabilmek zor.

Beyin de yaratıcı düşünce oluşması için neler lazım. Bir dahi nasıl düşünür geçmiş bilgilerden yeni şeyler nasıl ortaya çıkar? Burada öğrenilen bilgilerin arasında yeni sinirsel bağlar yapılması bunlarında rezonans oluşturarak birbirini etkilemesi olarak tanımlanabilir yaratıcı düşünce. Aynı şekilde insan beynindeki elektromanyetik dalgalar içinde kişiler arası rezonans oluşumunda ortak düşünce ve duygu paylaşımı ile ilgili çalışmalar yapılıyor. Beyin dalgalarını yönlendirme radyo dalgalarıyla bunları etkileme üzerine DARPA (Defense Advanced Research Projects Agency) ‘nın çalışmalar yapmış  olduğu biliniyor.

Beyni kimyasallar yoluyla etkilemekte beynin kontrolünün ele geçirmesi gerçekleştirilebilir. Aslında pek çok zihin açıcı ilaç omega3 takviyeli ve sinirsel bağlantı yapımı teşvik etmeye yönelik ancak bunun dışında kullanılan maddeler kısa süreleri algının artmasına, yüksek bilinç düzeyine ulaşmada kullanılıyor.

Bunun beklide en bilinen örneği Aldous Huxley. Cesur yeni dunya, ada, cennet ve cehennem gibi pek çok başarılı eseri bulunan bir yazar. Huxleyin madde kullanımına ilişikin yazdığı ve bizzat madde kullanırken deneyimlediklerini anlattığı  bir eseri de bulunmakta. “Algı Kapıları” adlı eserinde bir doktor gözetimin aldığı 500mg meskalinin ortaya çıkardığı deneyimi paylaşmaktadır. Bu yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Aldous Huxley bunu yaparak insan beyninin algılamalarının nasıl değişiklik gösterebileceğini ve Henry Bergson’un Matter and Memory adlı eserinde öne sürdüğü görüşleride desteklemektedir. Burada evrende olan her şeyin algılanabileceği şu günlerde sıklıkla kozmik bilinç denmekte olan kavram üzerinde durmaktadır. Olasılıksız adlı kitapta da “Laplace Şeytanı” olarak tanımlanan beyni geçirdikleri sara benzeri nöbetler sonucu olağan üstü yetenekler kazanan bir karakteri anlatmakta. Aldoux Huxleyin Bergsonun çalışmaları ile ilgili yaptığı bir alıntı aşağıda yer almaktadır.

"that we should do well to consider much more seriously than we have hitherto been inclined to do the type of theory which bergson put forward in connection with memory and sense perception. the suggestion is that the function of the brain and nervous system and sense organs is in the main eliminative and not productive. each person is at each moment capable of remembering all that has ever happened to him and of perceiving everything that is happening everywhere in the universe. the function of the brain and nervous system is to protect us from being overwhelmed and confused by this mass of largely useless and irrelevant knowledge, by shutting out most of what we should otherwise perceive or remember at any moment, and leaving only that very small and special selection which is likely to be practically useful."

LSD (D-Liserjik Asid Dietilamid)  yasadışı olmasına rağmen bilinç dışı deneyimler için kullanılmakta hatta bunu geliştirmede FBIda destek olduğu yolunda görüşler var. Bu şekilde pek çok kimyasal insan beynine etki yapabilmekte ve düşünme şeklini ve kapasitesini etkilemekte. Günümüzde hala bu tür kimyasallar üzerinde çalışmalar yapılmakta.

Ray Kurzweil adlı futurist yazar yapayzeka ve insan potansiyelini ortaya çıkarma amacında da çalışamalr yapmakta. Uzun yaşamanın hatta ölümsüzlüğün yolunun bulmak için çalışıyor. Bir yazısında günde 200 adet vitamin ve mineral karışımı madde kullandığından bahsediyor. Sanırım bunun faydasını da görüyor olmalı ki 1046 doğumlu biri için oldukça dinç ve üretken. “Live long enought to live forever” sloganıyla uzun yaşaması gerektiğini vurguluyor. Kurzweilin diyetinin reçetesi de aşağıda yer almakta. Ben bu kimyasalları tanımadığımdan ve nasıl tki ettiğini bilmediğimden yorum yapaıyorum ancak muhakkak beyinin işlevi için önemli roller oynamaktadırlar.

"For boosting antioxidant levels and for general health, I take a comprehensive vitamin-and-mineral combination, alpha lipoic acid, coenzyme Q10, grapeseed extract, resveratrol, bilberry extract, lycopene, silymarine (milk thistle), conjugated linoleic acid, lecithin, evening primerose oil (omega-6 essential fatty acids), n-acetyl-cystein, ginger, garlic, l-carnitine, pyrodoxal-5-phosphate, and echinacea. I also take Chinese herbs prescribed by Dr. Glenn Rothfeld. For reducing insulin resistance and overcoming my type 2 diabetes, I take chromium, metformine (a powerful anti-aging medication that decreases insulin resistence and which we recommend everyone over 50 consider taking) and gymnema sylvestra. To improve LDL and HDL cholesterol levels, I take policosanol, gugulipid, plant sterols, niacin, oat bran, grapefruit powder, psyllium, lecithine and lipitor. To improve blood vessel health I take arginine, TMG and choline. To decrease blood viscosity I take daily baby aspirin and lumbrokinase. I reduce inflammination by taking EPA/DHA and curcumin. I have dramatically reduced my homocystein level by taking folic acid, B6 and TMG. I have a B12 shot once a week and take a daily B12 sublingual. Several of my intravenous therapies improve my body's detoxification: weekly EDTA and monthly DMPS. I also take n-acetyl-carnitine orally. I take weekly intravenous vitamins and alpha lipoic acid to boost antioxidants. I do a weekly glutathione IV to boost liver health. Perhaps the most important intravenous therapy I do is a weekly phosphatidylcholine IV, wich rejuvenates all of the body's tissues by restoring youthful cell membranes. I also take PtC orally each day and supplement my hormone levels with DHEA and testosterone. I take I-3-C, chrysin, nettle, ginger and herbs to reduce the conversation of testosterone into estrogen. I take a saw palmetto complex for prostate health. For stress management I take l-theonine, beta-sitosterol, phosphatidylserine and green tea in addition to drinking 8 to 10 cups of green tea itself. At bedtime I take GABA and sublingual melatonin. For brain health I take acetyl-l-carnitine, vinprocetine, phosphatidylserine, ginkgo biloba, glycerylphosphatidylcholine, nextrutine and quercertin. For eye health I take lutein and bilberry extract. For skin health I use an antioxidant skin cream on my face, neck and hands every day. For digestive health I take betaine HCl, pepsin, gentian root, peppermint, acidophilus bifodobacter, fructooligosaccharides, fish proteins, l-glutamine and n-acetyl-d-glucosamine. To inhibit the creation of advanced glycolysated end products I take n-acetyl-carnitine, carnosine, alpha lipoic acid and quercertin."

Bu şekilde insan potansiyelini ortaya çıkarmaya yönelik çalışmaları oldum olası istemişimdir gerçekten çok heyecan verici. Kimyasallar olsun, radyodalgaları olsun insan beyinin çalışması hala karmaşıklığını korumakta ancak onunda açıklandığı zamanların geleceğine inancım sonsuz.

Birazda espri maiyetinde bir yazılımcı olarak Balmer Peek yani alkolün yazılım yeteneği üzerindeki etkisinden bahsedebiliriz. Alkolde diğer kimyasallar gibi beyni etkilediğinden olsa gerek Microsoftun CEOsu Steve Ballmer bunu vurgulamış.

 

 

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

PEOPLE COME INTO YOUR LIFE FOR A REASON

by Ordinaryus 11. May 2009 04:03

This is a very emotional email that a gave from one of my friend years ago. That reminds me that all the people that we met is a part of our life and they somehow effect our future our choices. After years we remeber our old friend hardly but they made a big changes in our life. I thouht sometimes maybe i would never write that if one of my firend have never exist. Maybe it would be better that they send for a reason, they finished their jobs and walk away. So it is the way that we move our way, our route. 

People come into your life for a reason, a season or a lifetime. When you
know which one it is, you will know what to do for that person.

When someone is in your life for a REASON, it is usually to meet a need you
have expressed. They have come to assist you through a difficulty, to
provide you with guidance and support, to aid you physically, emotionally
or spiritually. They may seem like a godsend and they are. They are there
for the reason you need them to be. Then, without any wrongdoing on your
part or at an inconvenient time, this person will say or do something to
bring the relationship to an end. Sometimes they die. Sometimes they walk
away. Sometimes they act up and force you to take a stand. What we must
realize is that our need has been met, our desire fulfilled, their work is done. The prayer you sent up has been answered and now it is time to move
on.
 

Some people come into your life for a SEASON, because your turn has come
to share, grow or learn. They bring you an experience of peace or make you
laugh. They may teach you something you have never done. They usually give
you an unbelievable amount of joy. Believe it, it is real. But only for a
season.


LIFETIME relationships teach you lifetime lessons, things you must build
upon in order to have a solid emotional foundation. Your job is to accept
the lesson, love the person and put what you have learned to use in all
other relationships and areas of your life. It is said that love is blind
but friendship is clairvoyant .

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

Yoksulların Gözleri

by Ordinaryus 5. April 2009 03:11

 

İnsanların aslında hernekadar benzer gözükselerde aralarındaki farkedilemeyecek kadar büyük farklar olduğunu gösteren düzyazı seklinde bir siir.  Baudelaire'in orjinali "les yeux des pauvre" olan ve Türkçeye "Paris Sıkıntısı" olarak Tahsin Yücel tarafından çevrilmiş eseri. Hatta Cure-How beautiful you are sakısına ilham kaynagı olmus eser.Beni en çok "susuzluğumuzdan daha buyuk bardak ve surahilerimizden utanıyorum" sözü etkiledi. Gerçektende öle elinde olanlarla yetinmeyi bilememek daha fazlasını istemek bir süre sonra takıntı haline gelmeye başlıyor. 

Bunun sonunda insanlar artık kendileriyle bire barısık olamıyor. İyiyi istemek guzel ancak, basarılarından bile mutlu olamayıp hep eksikleri görmek var olanla yetinmemek sanırım bunyeyi zorlamaya başlıyor. Ozaman kendimizi durdurmak mutlu olmayı öğrenmek gerekiyor.

Neyse çok uzatmayarak yazıyı aktarıyorum...

ya! bugün sizden neden nefret ettiğimi bilmek istiyorsunuz demek. hiç kuşkusuz, sizin anlamanız benim açıklamamdan çok daha güç olacak; çünkü, bana kalırsa siz, karşılaşılabilecek kadın duyarsızlığının en güzel örneğisiniz.

uzun bir gün geçirmiştik birlikte, bana kısa görünmüştü. söz vermiştik birbirimize, bütün düşüncelerimiz bir olacaktı, ruhlarımız tek ibr ruh olacaktı bundan böyle, bütün insanlarca kurulup da hiçbirince gerçekleştirilememiş olması bir yana, hiçbir özdenliği bulunmayan bir düş işte.

akşam, biraz yorgundunuz, hala molozlarla dolu olan, tamamlanmamış parıltılarını şimdiden şanla gösteren, yeni bir bulvarın köşesindeki yeni bir kahvenin önüne oturmak istediniz. kahve ışıl ışıldı. havagazı da bir başlangıcın bütün canlılığını gösteriyor, aklıkla gözleri kör eden duvarları, gözler kamaştıran, geniş aynaları, çubukların, kornişerin yaldızlarını, boyunlarından bağlı köpeklerin götürdükleri tombul yanaklı maiyet beyzadelerini, yumruklarına konmuş atmacaya konan hanımları, başlarının üstünde meyveler, yemekler, av aletleri taşıyan tanrıçaları, peri kızlarını, kollarını uzatıp bavyeralı kadınlara küçük testiyi sunan hebes'leri, ganymedes'leri, sorguçlu aynaların iki renkli dikili taşını, kısacası, pisboğazların buyruğuna verilmiş bütün tarihi, bütün söylenbilimi var gücüyle aydınlatıyordu.

tam önümde, kırık yaşlarında, sakalı kırlaşmış, yorgun yüzlü bir adamcağız dikilmişti yolun üstüne, bir eliyle küçük bir oğlan çocuğu tutuyor, öbür kolunda da yürüyemeyecek kadar zayıf bir yaratığı taşıyordu. hizmetçi görevi yapıyor, çocuklarına akşam havası aldırtıyorduç hepsi de paçavralar içindeydi. olağanüstü denilebilecek kadar ciddiydi bu üç yüz, bu altı göz de yalnız yaş nedeniyle ayrılıklar gösteren, eşit bir hayranlıkla, kımıltısızca seyrediyordu yeni kahveyi.

"ne güzel! ne güzel!" diyordu babanın gözleri, "yoksul dünyanın bütün altınları gelmişler de, bu duvarlara yerleşmişler sanki." - "ne güzel! ne güzel!" diyordu oğlanın gözleri, "ama ancak bizim gibi olmayanların girebilecekleri bir yer burası." en küçüğün gözlerine gelince, şaşkın ve derin bir sevinçten başka şey belirtemeyecek kadar büyülenmişlerdi.

şarkıcılar, hazzın ruhu iyileştirip yüreği yumuşattığını söylerler. şarkının hakkı vardı bu akşam, ben de öyleydim. bu gözler ailesiyle duygulanmakla kalmamıştım, susuzluğumuzdan daha büyük olan bardaklarımız, sürahilerimiz yüzünden biraz utanıyordum. gözlerimi gözlerinize çevirdim, sevgilim, onlarda kendi düşüncemi okumak istedim; öyle güzel, öyle tuhafçasına tatlı gözlerinize, yeşil gözlerinize, gelgeç isteklere yurtluk etmiş, ayla esinlenmiş gözlerinize dalıyordum, bu sırada: "şu insanlar da ne çekilmez şeyler böyle, gözleri araba kapıları gibi açılmış!" dediniz bana. "kahveciye söyleseniz de şunları uzaklaştırsalar!"

anlaşmak böylesine güçtür işte, düşünceler böylesine birleşmez şeylerdir, sevgili meleğim, sevişenler arasında bile!

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

6 Imkansız Sey

by Ordinaryus 24. March 2009 01:35

 

“Buna inanamıyorum!” der Alice (evet bizim Alice). Alice 7.5 yaşında, kraliçe ise 101 yaşında olduğundan behsetmektedirler, ayrıca 5 ay ve 1 gün.

“İnanamıyor musun?” diye cevaplar kraliçe, acıyan bir ses tonu ile. “Tekrar dene, derin bir nefes al ve gözlerini kapat, ve tekrar dene.”

Alice güler. “Denemenin yararı yok,” der. “İmkansız şeylere inanılamaz.”

“Daha çok egzersize ihtiyacın olduğunu söyleyebilirim,” der kraliçe. “Ben senin yaşındayken, her gün yarım saat süresince bunu yaptım. 6 imkansız şeye inandım her günün kahvaltısından önce.”

En son ne zaman olmayacak(!) düşüncelerle, olmayacak(!) işler peşinde koştunuz? Peşinde koşmayı bir yana bırakın, en son ne zaman bu düşüncelerin hayali için bir adım attınız zihninizde, kendi çerçeveleriniz ya da çevrenizin çerçeveleri tarafından engellenmeden?

Bugünden itibaren bunu yapmaya ne dersiniz, her sabah kahvaltıdan önce 6 imkansız(!) şey hayal ederek, bunlara inanmaya?

 

Tags:

Sizofrenik Zırvalar

Powered by BlogEngine.NET 1.5.0.7
Theme by Mads Kristensen

Ordinaryus Hakkında

Hayata gözlerini İzmirde açtı. 3 yaşında legolarla oynadı =) Küçük yaşta baskete başladı zaten başka sporlarla arası hiç olmadı. Orta okulda matematikle ilgilendi. Liseyi Karşıyaka Anadolu Lisesinde okudu. 

İTÜ Elektronik Mühendisliğinden 2010 yılında mezun oldu. Fizik bölümünde çift anadala kabul oldu lisans hayatına Fizikten devam etmekte. Koç Üniversitesinde Bilgisayar Mühedisliği Master programına kabul edildi ve akademik hayatının ilk adımlarını sevdiği bir alanda çalışarak atıyor. Fizik ve Bilgisayarın ortak noktalarını gördü ve bunları geliştirmek amacıyla çalışıyor.

Yazılımı sevdi.. Başlarda herşeyle ilgilendi web programlama da yaptı, sokette programladı yeri geldi ağ yönetimi ile uğraştı. Görüntü işlemeden keyif aldı Makine Öğrenmesi ve Örüntü Tanımada kendisini geliştirmeyi istemekte.

2008te MSP oldu belkide bu blogu yazmaya başlamasında en büyük etken=) Bu görevi 2 sene boyunca sürdürdü. Bir yandan 2008de EuroSkillsde Mobil Robotik alanında Türkiyeyi temsil etti. Ardından 2009da Kanada da tekrardan yarışmacı olarak bulundu. Artık bu alanda hakemlik yaparak ve Robotino hakkında öğrendiklerini paylaşarak faydalı olmaya çalışıyor. 

Yapay Zeka, Görüntü İşleme, Kuantum Mekaniği, İstatistik Mekanik ve Bilişsel Bilimlerle ilgili. Geceleri kafasına göre takılıyo. Sabahlarıda öğrencilik yapıyo =)

gibi gibi... 

 

Page Rank

Loading

Google Translate


Şuan ne okuyorum

Bilişsel Psikoloji

Singularity is Near


Ayrıca okuduklarımdan seçtiğim kitaplara buradan ulaşabilirsiniz..

Okuduklarımı üye olarak takip etmek için ise aşağıdaki RSS bağlantısını kullanabilirsiniz. Ayrıca bana kitapta hediye edebilirsiniz =)


CCL


Copyright © Ordinaryus Says That by http://www.vypro.org/ is licensed under a Creative Commons Attribution-No Derivative Works 3.0