Genelde yazmaya nasıl başlayacağımı bilemem ancak bir kez başladıktan sonra cümlenin ucundan tuttuktan sonrada bir şekilde akıp gider. İyi şeyler yazabilir miyim bilmiyorum ama parmaklarım düşüncelerimden yavaş kaldığı müddetçe yazabiliyorum.
Genelde blog tutmayı beceremeyen bir insan olduğumu düşünürdüm ne yazarım, benim blog çok teknik olsun vs gibi düşüncelerim vardı ancak arada saçmalamakta hakkım sanırım. Zaten blogun bu köşesini bunun için oluşturdum.
Aslında yazmak en basitinden insanın kendini anlama çabası sanırım. Sorgulama yapmak nasıl insan oğlunun en iyi yönüyse kendine dürüst eleştiriler yapabilmek, varoluşunu olduğu gibi kabullenmekte bu şekilde. Dürüst cevaplar vermek her zaman kolay olmasa da bunu yapmak gerekiyor bazen.
Benim bugün nedense bahsetmek istediğim şey yalnızlığı sevmek duygusu. Saçma sanırım neden insan yalnızlığı sevsin ki. Benim içinde yalnız kalabilmek gerçekten zor. Belki de bundan tercih sebebim. Çok iyi bir aile, iyi kalpli arkadaşlar, içinde bulunduğum geniş kulüp ortamı olsun iş ve okul olsun bir sürü insan.
İnsanları severim hepsinden öğrendiğim şeyler var. Ne kadar insanla tanışırsam o kadar çok yönlü bir insan olabiliyorum. Bazen tanıştığım insanların karakterlerinden, davranışlarından çaldıklarım veya kendime uydurduklarımda oluyor sanırım bunlar benim kendi payemde elde ettiklerimden.
Küçükken büyüdüğüm çevrede çok fazla sevmediğim insan vardı. O zamanlar kreşten çıkmış şımarık bir çocuk olarak pekte sevilmezdim. Sokakta oyun oynar ama herkesle geçinemezdim. Irkçılık duygum bir miktar burada gelişti sanırım. Beni farklı olduğum için sevmeyen insanlara karşı bir önyargı beslemeye başladım. Hala daha bunu pek yendiğim söylenemez.
Aklım sanırım her zaman benden daha yüksekte duruyor, 5 yaşında uzaylı yaratıklarla alakalı senaryolar yazdıran ben geleceğe dönüşün tüm repliklerini ezbere bilmeme rağmen izlemekten bıkmazdım. Hayal gücüm o nedenle fazla, benim inancımda hayallerim oldu. Sokaktan tenekeler toplayıp robotlar yapmak, çizimler yaparak araçlar tasarlamak çok küçükken yaptığım şeylerdi. Küçükken çizdiğim en güzel şey bir nevi benim masterpiece’im yer altı evi projemdi.
Teknik olarak güzel bir çizimdi izmire gittiğimde taratıp buraya koymayı çok isterim. Sanırım o zamanlardan belliymiş amaçlarım. Yer altı evimi 4 katlı tasarlamıştım ilk katta yaşam alanı aşağı inildikçe labım, kitaplığım olarak bir düzen sağlamıştım.
Zaman geçtikte biraz daha Robinson Crusoe hayatını seçmeye başladım. Bir labım, sınırsız aletim, devasa bir kütüphanem olsa bir adada yaşarım diye planlıyorum. Sanırım ileride yeterli param olursa yalnız kalabileceğim bir adaya sahip olacağım. Sadece temel ihtiyaçlar vs için buradan çıkarım diyordum.
Burada kendimi adamak, çalışmak her zaman hoşuma giden bir şey ne yalan söyleyeyim. Sanırım simyanın temel kuralı diye geçiyor: “People can’t gain anything without sacrifiying”. Benim de fedakarlığım bu olacak. Ya da her şeye sahip olmanın yolunu bulacağım ama bu ne kadar zevkli olur bilmiyorum.
Bazen fazla maymun iştahlı mıyım diyorum. Küçüklükten itibaren kronolojik olarak bakarsak: Astronot, genetik mühendisi, robotikçi, elektronikçi, yazılımcı, yapay zekacı, nörolog.. sanırım fazlasıyla geniş bir yelpazede bilimi seviyorum. Bunların birçoğuyla ciddi anlamda ilgilendim. Elektronik için OSS dönemimde çok çalıştım. ITUyu kazandım ki mutluyum. Bugün olduğum konumda olmamda en önemli nokta ITUye gelmek ve doğru insanlarla tanışmaktı. Sonrasında yazılı ile devam edelim. Önceki sene doğum günümde gece 3e kadar doküman yazmıştım yani bilgisayar başındaydım aynı şuanda olduğum gibi. Nasıl güzel bir geceydi tarif edemem. Dönem dönem bu nedenle yalnız kalmayı seviyorum. Amaçlarıma yakınlaşmamı sağlıyor. İnsanlar özellikle hayalleri olmayan, tek bir noktada kitlenen veya onlara gösterilen yoldan yürüyen insanları da pek sevmiyorum. Onlardan uzaklaşmak benim kendi karmaşık ve fedakarlık gereken yoluma devam etmemi sağlıyor.
İnsanların zamanı nasıl yabana attığına genellikle inanamıyorum. Aslında her şey zaman değimli. Günler hatta bazen saatler o kadar şeyin değişmesine neden oluyor ki. Amaçsız insanları sevmiyorum veya para para diyenleri. Hayat bu kadar basit olmalı, herkes aynı beklentilere sahip o zaman bir kullanım kılavuzu yapalım veya başkalarının hatalarından ders alınsın ancak buda yapılmıyor. Demek ki çoğu insan zamana değer vermiyor.
İnsanları çok mu eleştiriyorum, bazen küçük mü görüyorum? Sanırım çok eleştiriyorum ama küçük görmek gibi bir niyetim yok kötü niyetli biri değilimdir hiçbir zaman. Ama bakışlarım, gözlerimi devirmem veya aklımın başka bir konuya dalması bile insanlara bu halimi belli ediyor olsa gerek. Küçükken sokakta yürürken hiçbir şey yapmasam da bana gelip bulaşan insanlar olurdu. Yıllar sonra anlıyorum ki hiçbir yapmasam da yüzümde onları yetersizlikleriyle veya eksiklikleriyle yüzleştiren bir şey var.
Sevdiklerimin hep yanında oldum her zaman onlar ayrıdır benim için. Herkesle geçinebilirim en azından çoğu kişi hakkımda iyi düşünebilir. Ancak yıllardır gerçekten samimi olduğum dost dediğim insanların sayısı aynı anda 3ü geçmez. Bu insanlar hayatımda çok ciddi etkileri olan beni ben yapan insanlardır. Bunun yanında yanımda olan diğer arkadaşlarımı da unutmamak gerek. İnsanlara eksikliklerini yansıtmadıkça sevilmek güzel bir şey ancak istediğimde nefret edilen biri olabiliyorum sanırım.
Peki bazen insanları bilinçli olarak uzak tutmak veya yaklaşmalarına izin vermemek neden? Yeni tanışılan biriyle olan ilişkim çok yüzeyseldir ancak yinede herkese şans tanımaya çalışıyorum. Zamanla anladım ki çevremdeki insanlar hakkındaki ilk izlenimlerim başarılı oluyor. Veya sonucunda konuşmayacağım veya anlaşamayacağım insanlara bunu deneme şansı veremiyorum. Buda bir bakıma zaman kaybı gibi bilinçaltında sanırım. Beraber geçen 1 hafta benim onları tanımama yeterli olanı almama ve mesafeyi sağlamam için yeterli bir süre.
Deviantartta takılırdım bir zamanlar çok güzel resimler ve dijital fotoğraf çalışmaları yer alıyor. Orda bir gün rastlamıştım aşağıdaki resme: Disconnect..
Sanırım bu resim benim karşımdakine yüz çevirme ve gitme vaktinin geldiğini söyleme şeklim. Bu resmi çok seviyorum. Eğer başka şekilde arkasını dönüp gitse bu kadar sevmezdim ama kendini işine vererek bilgisayarıyla ilgilenmesi benim gerçekten hoşuma gitmesini sağlıyor. Bu resmi gören herkesten özür dilerim ama sizlerle güzel ve daha uzun olamayacak kadar süre geçirdik. Yeterince tanıdık yani birbirimizi.
O zaman ben yoluma bildiğim gibi devam edeyim. Sevdiğim insanları yakınımdan ayırmadan, örnek aldıklarımın tavsiyelerinden ayrılmadan. Bu şekilde günün birinde istediklerimi elde edeceğim. Tesla ne demiş: “The present is theirs; the future, for which I really worked, is mine.” Sanırım buradan da göreceğim gibi beklentilerim geleceğe yönelik. Şuan ki geçen zaman geleceği inşa etmek için atılan tuğlalardan.
Zaman zaman sıkılsam, inancımı yitirsem de tekrar güven duygumu sağlayabilirim. Aslında tüm gereken resmi büyük pencereden göre bilmek. Aslında biz şuanda yaşıyoruz yani büyük çerçeve bir yana dursun sadece bir pixeli görüyoruz. Her şeyin belirli bir sınırı var simsiyah dediğimiz şey aslında büyük resimden bakabilirsek güneşteki bir leke olabilir. Yani inancımızı sağlam tutup büyük resmi görmeye çalışmak önemli olan. Sonuçta ortaya çıkan görüntü muazzam olacaktır.
Bundan çok yakın bir tarihte bir rüya görmüştüm veya uyku öncesi şu şöyle olsa, bunu yapsam vs gibi kafamda geçen düşüncelerin hatırlanması. Uzun bir süre o rüya veya kafadaki düşünceler bir bir gerçekleşti hatta hiç imkan tanımadıklarım bile. Ama bunun böyle devam etmemesi gerektiğini bilmem lazımdı. Her zaman böyle devam ederse büyük resmi görmektense küçük görüntülerin göreceli muhteşemliğinde aldanırdım. O nedenle şuan akışında ve kontrolüm dışında bir şeyler gerçekleşmesinden korkmuyorum. Büyük resim bunların neden olduğunun açıklamasına sahip olacaktır.
İleriye yönelik bazen benimde anlamadığım, içgüdüler, tesadüfler yoluyla gelişen fırsatları görüp bunları kaçırmamak lazım. Bunların anlamı olduğu düşüncesi her zaman için sahip olmamız gereken bir davranış biçimi.
Yavaş yavaş parmaklarımda yorulmaya başladı sanırım fazlada konuştum ama kendimi şuan daha iyi anlıyorum. Benim dışında bu yazıyı okuyanlara ne kattı acaba? Sanırım gözlerinizi boşuna yordum bunun için özür dilerim. Buradan ders çıkarmak zor sadece benim için dersler var, hafızamı tazeleyen yolu takip etmemi sağlayan.
O zaman iyi ki doğmuşum. Beni ben yapan yaşamımda etkisi olan herkese teşekkürler. Ailem başta olmak üzere, kısa süreliğine tanışıp uzaklaştırılanlara kadar kalan herkese. Gelecekte beni bekleyen güzel günlere..